Kur’ân, düşmanlıktan başka bir şey bilmeyen münkir tâlihsizlerin ve dostluğun hakkını veremeyen iz’ansız dostların bunca tecâvüz, tebdil ve tağyir gayretlerine rağmen, yeryüzünü şereflendirdiği günden bu yana hep olduğu gibi kalmış ve kitaplar arasında vahy orijinini koruyan biricik Allah mesajı olmakla serfirazdır.
Kur’ân’da her şey vardır; fakat çapına, azametine, önemine, mâhiyet ve kıymetine göre vardır.
Kur’ân kıraatinde eksikleri olan bir mü’min, fırsatları değerlendirmeli, bir bilenin huzurunda Kur’ân’ı doğru telaffuz edebilecek şekilde öğrenmeli ve namazlarını çok Kur’ân okuyarak eda etmelidir.
Kur’ân bir fizik, astronomi veya tıb kitabı olmamakla birlikte, bu ilimlere ait mes’eleler ve Kıyâmet’e kadar ilimler adına yapılacak tesbit, teşhis ve keşifler ve insan hayatıyla çok yakın münasebeti bulunan teknik vasıtalar da çaplarına göre çeşitli hüviyet ve mâhiyetlerde, bazen bir çekirdek, bazen işaret, bazen fezleke, bazen remz, bazen de formüle edilmiş kânun ve prensipler halinde onun sayfaları arasında kendilerine yer bulacaklardır.
Kur’ân, yeryüzünü şereflendirdiği o ilk dönemde, hem ruhlarda, hem akıllarda, hem de gönüllerde tasavvuru imkânsız öyle bir tesir icra etmiştir ki, O’nun o ışıktan atmosferinde, yeniden hayata uyanan nesillerin mükemmeliyeti, O’nun hakkında başka mucizeye ihtiyaç bırakmayacak ölçüde bir harikadır ve bu insanların, dinleri, diyanetleri, düşünce ufukları, ahlâkları, kulluk esrarına vukufları ve marifetleri açısından benzerlerini göstermek de mümkün değildir.
Kur’an, levh-i mahfûzun en nâdide pırlantası olarak nâzil olduğu zaman, eşi-menendi olmama gibi bir mazhariyetle nâzil olmuştu... Bugün de aynı parlaklık ve kıymetini, hatta daha da arttırarak bütün ihtişâmıyla devam ettirmektedir. Gelecek yıllar ise O’nun, güneşlere tâç giydireceği yıllar olacaktır.
Anlayanlar ancak Kur’ân’da anlarlar varlığı, kâinatların arka planını, insanı ve onun kalb ve ruh enginliğini; onun aydınlık dünyasında keşfederler doğru düşünmeyi ve tefekkürün hakiki kaynaklarını ve kurtulurlar yanılma fasit dairelerinden, ihtimallere hüküm bina etmekten.
Kur'ân, Allah'ın, en son peygamberi vasıtasıyla insanlığa mucize derinlikli ve eşi benzeri olmayan bir mesajıdır. Allah bu mesajıyla, son bir kez daha insanoğluna kestirmeden rızasına ulaştıran şehrahı göstermiş; zat, sıfât ve esmâsını ifade etmiş; doğru şekilde bilinip tanınmasını, iman edilip ubudiyette bulunulmasını, herhangi bir yanlış anlamaya meydan vermeyecek netlikte açık-seçik ortaya koymuştur.
Kur’ân, ilâhî sözlerden nazmedilmiş bir beyan gerdanlığı, ilim feyezanlı beşer idrakinin son durağı ve lâhûtî ibrişimlerden örülmüş bütün varlığın haritasını resmeden incelerden ince bir danteladır.
İslâm ulemasının pek çoğu -bunların içinde Bediüzzaman gibi kimseler de vardır- yukarıdaki hususlar muvacehesinde Kur'ân-ı Kerim'in tercüme edilemeyeceği kanaatindedirler. Bazıları da konuya bazı esaslara riayet çerçevesinde ihtiyatlı fakat biraz daha yumuşak yaklaşırlar.
Kur’ân’ın gölgesinin gezindiği en karanlık devirler bile, birer altın çağ haline gelmiştir. Aslını duyup yaşayanların dönemleri ise Cennet sabahlarından farksızdır. O’nun eşiğine başkoymuş olanlar meleklere eş, O’nun aydınlık ikliminde canlı-cansız her varlık da kardeştir.
Allah’ın insanoğluna bahşettiği sıhhat ve âfiyeti, istîdât ve kabiliyeti, imkân ve kuvveti en iyi şekilde değerlendirme ve bu mevhibelerden hakkıyla istifâde etme yollarını gösterip insanları birbirine “bâr” olmadan kurtaran Kur’ân’dır.